Nesillerimize verilen eğitimin en önemli yönü niteliğidir. Nitelik olmadan niceliğin bir anlamı ifade etmediği açıktır. Konuyu bir hikaye ile özetlersek; hayvanlar bir gün aralarında tartışmaya başlarlar kim daha fazla çocuk doğurabilir diye? Çareyi ormanlar kralı aslanın eşine gidip sormakta bulurlar ve sen kaç çocuk doğurabiliyorsun diye, sorarlar. Dişi aslan bir der ve peşine de vurgulayarak ekler, ancak ben aslan doğururum. Dişi aslanın verdiği cevaptan yola çıkarak, peki o zaman nereden ve ne zaman başlayalım ki, yetişen nesillerimize nitelikli bir eğitim verebilelim sorusuna, cevap bulmamız gerekir. Cevap, “beşikten başlayarak” olmalıdır. Çünkü eğitimin düzenli olarak verilen okul eşiğine gelinceye kadar olan bu süreç, nitelikli eğitimin başladığı birinci duraktır. Çoçuğun zihin yapısının üçte ikisinin iki ila altı yaş arasında geçen sürede şekillendiği göz önüne alınırsa, okul öncesi eğitimin ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılır herhalde. Bu noktada ebeveynlerin eğitimin ilk önce evde, yani ailede başladığını iyice idrak etmesi gerekmektedir. Buna paralel olarak milli eğitim sistemimizin de, bu kapsamda aileleri bilinçlendirmek için yeteri düzeyde çalışma yapması lazımdır.


Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde bu konuda aileleri bilgilendirmeye yönelik faaliyetler yapıldığını biliyoruz. Ancak kaynak imkansızlığından ötürü bu faaliyetlerin yeteri düzeyde yapılamadığı bir tespit olarak ortadadır fakat yine de bir sürecin başlaması adına bu çalışmaları olumlu bir aşama olarak görmeliyiz. Şu anda öğrencilerin okula başlarken hazır bulunuşluk düzeylerinin pek iç açıcı olmadığı gözler önündedir. Bu açıdan ailelerin de bu konuda rehberliğe ihtiyacı vardır. İnşallah ailelere yönelik düzenlenen bu etkinlikler mevcut olumsuzlukların giderilmesi, günlük yapılacak olan ciddi çalışmaların habercisi olur.


Okul öncesi eğitim sonrasında başlayan ilköğretime gelince şu gerçekleri ifade ettiğimiz lazımdır. Kırk öğrenci ile eğitim yapmaya çalışan birinci sınıflarımız mevcuttur. Bir ders süresini kırk dakika oldu düşünülürse bir öğrenciye bir dakika ancak düşmektedir. Bir de bu sınıfta bir iki tane özel eğitime muhtaç öğrencinin olduğu düşünülürse, o zaman gelin siz öğretmenin halini düşünün. Yani sınıfların kalabalık oluşuna hemen el atılması gerekmektedir. Bununda iki yolu vardır. Bir öğretmen sayısını arttırmak; iki, derslik sayısını fazlalaştırmak.


Ayrıca belirtmek gerekir ki, sınıf mevcudunun az olmasının yanında okullardaki öğrenci sayısının da makul seviyede olması eğitimin niteliği üzerinde etkin bir etkiye sahiptir. Birkaç tane pratik faydasını söyle zikredebiliriz:


Öğrencilerin kontrolünü kolaylaştıracağından ötürü, şiddet ve davranış bozukluklarının daha çabuk önüne geçilebilecek ve devam etme oranı azalacaktır.


Okulda düzenlenen ders içi etkinlik programlarına öğrencilerin katılım şansı artacaktır.


Aynı okulda okumanın verdiği beraberlik ve birlik birinci gelişecek, okul bittikten sonrada diyaloglar devam edecektir.Öğrenciler arasındaki kaynaşma ortamı daha güzelleşecektir.


Eğitim öğretimin kalitesini geliştirmesi için daha iyi bir zemin oluşacaktır. Öğretmenin üzerinde pozitif enerji oluşturacaktır.


Kalabalık sınıf ve okuldan kurtulmuş olan öğretmenler her açıdan daha huzurlu bir çalışma ortamına kavuşacaktır. Böylece de eğitimin kalitesi ve niteliği artacaktır. Tabii ki bütün bu saydığımız gelişmelerin vücuda gelmesi, ülkemizin ekonomisi ile yakından ilişkilidir. Ancak çağı yakalamak istiyorsak nesillerimizi, günün şartlarına uyumlu bir eğitim ile yetiştirmemiz gerekmektedir.


 Okunma Sayısı : 17         13 Kasım 2018