İnsan medeni bir yaşama göre yaratılmıştır. Bu yaşam sürecinde iletişim önemli bir yer tutmaktadır. İnsanlar iletişim kurarak medeni hayatın icaplarını yerine getirirler. İletişimi meydana getiren unsurları mesaj, mesaj kaynağı, mesaj aktarıcı araçlar ve mesaj alıcılar, diye isimlendirebiliriz.

Sağlıklı iletişimin gerçekleşmesi için bu unsurların ahenk içinde bir bütünlükte hareket etmesi lazımdır. İletişimin unsurlarını birbirine ekli zincir halkalarına benzetirsek, bir halkada ki kopukluk iletişimin akışını engelleyecektir.

Her şeyden önce iletişimin gerçekleşmesi mesajın varlığına bağlıdır. Mesajın olmadığı bir ortamda, iletişimden bahsetmek imkansızdır. Bu noktada asıl unsura dikkat çekmek gerekir. Çünkü mesajın varlığı mesaj kaynağına bağlıdır. Sağlam mesaj kaynağı, doğru mesajların varlığına işaret eder. Bu süreçte devreye mesaj aktarıcılar girer. Bu araçların pozitif zenginliği mesajın, mesaj alıcılar tarafından dikkatle algılanmasına imkan tanıyacaktır. Şunu da belirtmemiz gerekiyor ki, mesaj alıcının nitelikleri, mesajın algılanmasına direk etki eder. Bazen mesaj alıcının ön yargıları, dünya görüşü, hayat felsefesi, mesajın içeriğinin ters yüz edilerek anlamlandırmasına sebebiyet vermektedir. Konuyu din eğitimi açısından örneklendirirsek, genel bir ifadeyle dünya büyük bir eğitim yeridir. Bu eğitimde mesajın kaynağı, Yüce Mevladır. Mesajlar ise kainat ve insanın kendi varlığını işaret ettiği hakikatlerdir. Geriye mesaj aktarıcılar ve mesaj alıcılar kalmaktadır. Burada mesaj aktarıcılara çok bilinçli hareket etmek düşmektedir.

Daha dün gibi hatırlarım biricik anneciğimin yaz tatillerinde elimden tutarak caminin önüne kadar götürüp, dini bilgiler almam için beni hocaya teslim edişini. Yaklaşık otuz beş yıl önce İlkokul beşinci sınıf bitmiş, ortaokula geçmiştim ve yine yaz tatili gelmişti. Tabi ki annem her yaz tatilinde olduğu gibi beni cami hocasına teslim etti. Herhalde camideki ilk günümüzde. Yaşı henüz çok genç olan Hocamız, bize çok garip gelen bir soru yöneltti: “Müslüman mısınız?”. İçimizden ne var ki buna cevap vermeye diyerek, büyük coşkuyla “Evet, Müslümanız” dedik. Hocamızın dilinden bizi hayrete düşüren şu cümleler döküldü: “Hayır, olmadı!”. Büyük bir şaşkınlık ve hayret içinde sözlerinin devamını bekledik. “Çünkü elhamdulillah Müslümanız diyeceksiniz” hitabı merakımızı gidermeye yetti. Ancak elhamdulillahı niçin dememiz gerektiğini ve anlamını açıklamadı. Günlerce aynı soruyu sorarak cevabı bize ezberletti. Tam iki ay sonra okulların açılmasına az bir süre kala insana ağlarmısın, gülermisin dedirten olay gerçekleşti. Hocamız kapının tam dibinde oturan bir arkadaşımıza Müslüman mısın? diye, o müthiş soruyu yöneltti. Arkadaşımız güzel bir edayla “Evet, Müslümanım” dedi. Hocamız kızmıştı, bir hışımla ses tonunu yükselterek aynı soruyu tekrar etti: “Müslüman mısın?”. Arkadaşımız kapıya yakın olmanın da verdiği cesaretle aynı cevabı verdi: “Evet, Müslümanım”. İyice sinirlenen Hocamız ayağa kalkarak şiddetli bir şekilde arkadaşımıza doğru koşarken “Müslüman mısın be çocuk?” diyordu, büyük bir can havliyle kapıdan kendisini dışarıya atmaya çalışan arkadaşımız ise koşarak kaçarken, bir yandan da “gavurun be gavurum” diyordu. Hocamız koşun yakalayın deyince, ben de bir iki arkadaşımla koşmaya başladım arkadaşımızın peşinden. Ancak ne mümkün yakalamak. Camiden iyice uzaklaştığına kanaat getiren arkadaşımız durunca, kendisine sormadan edemedim “niye gavurum” dedin diye. Tabi ki cevap gecikmedi: “Hoca Müslüman olduğuma inanmıyor ki” dedi. Bende “ama elhamdülillah demedim ki” deyince, “tüh aklıma gelmedi, desene boştan yere gavur olduk” dedi. Çocuk halimizle günlerce bu hadiseye gülüp durduk.

Bugün geriye dönüp düşündüğümde, size doğru “mesaj kaynağından” gelen “mesajların” varlığına rağmen “mesaj aktarıcıların” yanlış metot uygulamasından dolayı “mesaj alıcıların” ne kadar zaman kaybettiğini görünce çok hayıflanmıyorum. Çok şükür ki bugün camilerde yaz tatillerinde daha bilinçli din görevleri var. Çocuklarımıza şeker dağıtarak, onları güler yüzle karşılıyorlar ve ezbere dayalı metodun yanında eğitim pedagojisine uygun bir anlayışla eğitim veriyorlar. Zira, sağlıklı bir iletişime dayanmayan din eğitiminin maazallah insanı boşu boşuna nasıl gavur edebileceğini yaşadığım ironik hadisede görmüş bulunmaktayız. Kısacası eğitimciler olarak gelin din eğitimi verirken sevgiyi merkeze alan, sağlıklı bir iletişim kurmaya özen ve dikkat gösteren, doğru mesaj kaynağından mesajlar alarak, sağlam ölçülerde “mesaj aktarıcılığı” yapalım. Böylece bilinçli bir din eğitim vermiş olalım.


 Okunma Sayısı : 8         13 Kasım 2018