İnsanlık tarihi genel olarak incelendiğinde İhtiyaç ve hükmetme kavramları ön plana çıkmaktadır. İhtiyaç ile hükmetme birbirine bağımlı bir dönüşüm içinde hareket etmektedir. Sosyal bir varlık olarak yaratılan insan, yaşamak için üretmeye üretince de karşılıklı olarak alışverişte bulunarak ihtiyaçlarını karşılamaya yönelmiştir. Karşılıklı olarak iletişim içinde hareket etmenin hızı artınca, zaman ve mekan daralması anlamına gelen küreselleşme kavramı ortaya çıkmıştır. Teknolojiyi en fazla kullanarak en çok üretimi yapan insanlar gücü elde ederek diğer insanlara hükmetmeye kalkışmış böylece küreselleştirme kavramı meydana gelmiştir.


Stratejik ve politik açıdan çok önemli bir konumda bulunan Türkiye, bu aşamada dünyayı egemenliği altına alarak sömürmek isteyen güçlerin önünde önemli bir engel olarak durmaktadır. Küresel güçler önündeki bu engelin etkisiz hale getirilmesi için küreselleşmenin kendilerine verdiği imkanlardan faydalanarak her geçen yeni stratejik ve politik oyunları kurgulamaktadırlar. Bu noktada insanın aklına şöyle bir soru gelmektedir: “Küreselleşmenin hangi özellikleri egemen güçlere bu kadar güç vermektedir.”


Küreselleşmenin dünya hayatına yaptığı ekonomik etkileri dikkate alındığında, çok uluslu şirketlerin üretim ve tüketim anlayışlarının dünyaya hakim kılınmaya çalışılması ön plana çıkmaktadır. Küreselleşmeye farklı bir açıdan bakıp siyasal bağlamda yaptığı etkiler dikkate alındığında ise dünya düzeninin değiştirilmesi ya da başka bir ifade ile klasik ulus devlet anlayışının yok edilmeye çalışılması akla gelmektedir. Fakat küreselleşmenin en önemli boyutunu ise kültürel olanı oluşturmaktadır. Bu boyutun da iki açılımı vardır: Birincisi, kültürler arası çatışma; ikincisi dünyanın genelde “Avrupa” özelde ise “Amerika” kültürünün hegemonyası altına girmesidir.


Şu bir realitedir ki, “kültürel etkileşim de” baskın olan toplumlar, diğer toplumları haliyle etkilemek yoluyla bir dönüştürmeye tabii tutmakta, böylece “kültürel eritim” ortaya çıkmaktadır. Neticede toplumların “kültürel etkileşimi” ile başlayan diyalogları belirli bir süreçten sonra “kültürel eritime” dönüşmektedir.



Yaklaşık iki yüz yıldır Batı ile girdiğimiz kültürel etkileşimde maalesef ki kültürel eritime tabi tutulan bir konumda kalmaya mahkûm olmuşuz. Ancak şükürler olsun ki bütün bu olumsuzlukları rağmen, kültürümüzün sağlamlığı sayesinde milletimiz bugüne kadar kendi değerleriyle ayakta kalmayı başarmıştır. Ancak tehlike çanları çalmaya halen devam etmektedir.


Tüm bu ifade edilenlerden sonra küreselleşmenin alıp başını gittiği, “dünya vatandaşlığı” kavramının geliştiği bir ortamda “evrensel kültür” denen bir olgu var denilebilir. Doğrudur birde evrensel kültür modası başladı. Ne hikmettir ki, bu evrensel kültürün içinde bizim değerlerimizden hiçbir şey yok. Bu evrensel kültürü önceleyenler tarafından ciddi bir şekilde düşünülmesi gereken bir durumdur. Ancak milli değerlerine bağlı olanların yapması gereken milli kültüre sahip çıkmaktır. Yoksa mazaallah küreselleştirmeci güçlerin istediği gibi belli bir süre sonra bizler biz olmaktan çıkıp, başkalaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız, Allah korusun.


 Okunma Sayısı : 30         13 Kasım 2018